12 Mayıs 2010 Çarşamba

Dış Dünya

Bazen kendi içimizden çıkıp dışarıya da göz atmamız gerekiyor. Boş zamanlarımda farklı bloglara farklı yazılara yönelmeyi seviyorum. Sevdiğim, hoşuma giden yazıları da buraya eklemeye karar verdim.

Ömer Ekinci'nin blog'undan ben merkezci insanlar ile ilgili güzel bir değerlendirme ve hoş bir fıkra.

11 Mayıs 2010 Salı

Yemeksepeti'nin World of Warcraft reklam kampanyası

Yemeksepeti eğlenceli bir reklam kampanyası hazırlamış. Daha önceden haberim olmuştu ama videoyu bugün izleyebildim. World of Warcraft oyuncularına oyuniçi yemek hazırlayıp veren bir karakter yaratıp, paket servis hizmetlerini World of Warcraft'a da yerleştirmişler.

Video'yu buradan izleyebilirsiniz.

Tek Cümle

BUGÜN bu köşeyi dünyanın en temiz ve masum canlıları; sincaplardan, geyiklerden, kedilerden, yunuslardan, köpeklerden, martılardan, turnalardan alıp, yeryüzünün en tehlikeli, en vicdansız, en kirli canlısı insana ayırıyorum...

Bekir COŞKUN

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Iron Man 2 (2010)

2008 yılında Iron Man'i incelediğimde filmi ne kadar çok beğendiğimi ve hayran kaldığımı burada belirtmiştim. Bundan dolayı serinin ikinci filmini de büyük bir heyecanla bekledim ve geçen cuma film vizyona girer girmez izleme şansı elde ettim.

Filmi, Profilo Alışveriş Merkezi'nde birinci salonda izledim. Profilo'ya uzun zamandır gitmemiştim. Basık tavanlı, anlamsız bir mimariye sahip olması, gecekondu alışveriş merkezi havası yarattı bende. Koştura koştura yetiştiğim seans 30 dakikalık bir reklam sağnağı ile başladı. Tam 30 dakika reklam veren AFM Profilo'yu canı gönülden kutluyorum. Aferin size aynen devam. Ayrıca film ses sistemi aralıklarla sorun çıkardı. Yeri geldi ses boğuldu, yeri geldi ses gitti. Bir daha Profilo'da sinema izleyeceğimi sanmıyorum. Zaten film çıkışı sinemanın danışma masası şikayeçilerle dolmuş taşmıştı. Salonun nispeten boş olduğunu da eklemek istiyorum.

Filme gelirsek, ilk filmin verdiği büyük heyecanı, büyük keyfi bu sefer bana veremedi Iron Man. Sorunlar yaşayan bir karaktere bürünmüş Spark'ın akıllanması ve dostu düşmanı anlaması ile derinleşmeye çalışan konu pek ilgi çekici değildi. Oyunculuk ilk filmdeki farklılıktan uzak geldi bana. İlk filmde oyunculuk da çok iyiydi.

Iron Man 2, günümüzde bir çok Hollywood filminde olduğu gibi görsel efektler konusunda başarılıydı. Yine de zırhın CGI olmadığı noktalarda kostümler bana pek iyi görünmedi.

Iron Man 2'de hoşuma giden bir nokta, iyi seçilmiş müziklerdi. "Should I stay or should I go?" eşliğinde Iron Man izlemek son derece hoştu. Hikayeye katılan yan karakterler çok da ilgi çekici ve özel değillerdi. Olsa da olur olmasa da dedirtti.

Iron Man'in ilk filmini çok beğenmiştim, bu film ise vasatın üzerinde aksiyon, kaliteli CGI, iyi müzikler ve keyifli saatler vaad ediyor ama daha fazlasını değil.

IMDB

7/10

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Legion (2010)


Karayip Korsanları, Grindhouse gibi filmlerin görsel efektlerini yapan ekipte yer alarak kendini ispatlamış Scott Steward'ın yazıp yönettiği Legion, vadettiği hiçbirşeyi bize sunamayan vasat bir film olarak tarihin tozlu raflarındaki yerini alıyor.

Zayıf oyuncu kadrosu, çok kötü yazılmış karakterleri, ilgi çekicilikten uzak hikayesi ile bir televizyon filminin ötesine ne yazıkki geçemiyor.

Filmi Astoria'da izledim. Astoria sinemalarının nasıl ayakta kaldığını çok merak ediyorum. Cuma akşamı koca salonda sadece 4 kişinin olması son derece enteresan. Bundan şikayetçi miyim? Elbette hayır. Boş salonda film izlemek çok keyifli.

Film ile ilgili anlatacak fazla birşey yok açıkçası. Şehirlerarası yolda ufak bir lokanta, yolda kalmış insanlar ve lokantayı basan zombimsi yaratıklar. Çok tanıdık değil mi? İşin içine  enteresanlık olsun diye melekler de katılmış ve Legion ismiyle önümüze çıkmış.

Legion'u belki son tercih olarak düşünebilirsiniz ama siz en iyisin onun yerine o paraya bir kitap alın ve kahvenizi yudumlayarak kitap okuyun, hem kendinize hem de tüm insanlığa daha faydalı bir iş yapmış olursunuz...

IMDB

4/10

28 Nisan 2010 Çarşamba

Bedelsiz Askerlik Var Da Bizim Mi Haberimiz Yok?

Bedelli askerlik tartışması geçtiğimiz haftanın heyecan yaratan gündem maddelerinden birisiydi. Başbakan'ın Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşmeden beni hiç de şaşırtmayan bir cevap çıktı; "PKK terörü devam ettiği sürece bedelli askerlik olamaz." Mantıklı bir cevap tabi. Peki acaba zorunlu askerlik toptan mantıklı birşey mi? Hadi biraz beyin fırtınası yapalım.

Türkiye'de 18 yaşını geçmiş her erkek birey askerlik yapmak zorunda. Tekrar ediyorum ZORUNDA. Kaçarı yok. İster 1 gün, ister 28 gün, ister 16 ay. Kaçarı yok. Askerlik yapmak için uygun olmasanız bile askerlik şubesinde geçireceğiniz kafadan 2 gününüz var.

Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir durum aslında. 4 tarafı düşmanla çevrili(!) güzel yurdumda her erkek bomba atmayı, silah kullanmayı, yerleri silmeyi, pul yapıştırmayı, yaprak toplamayı bilmek zorunda.(Bu yazdıklarımı ben değil, askerliğini yapıp orada yaşadıklarını anlatanlar söylüyor.)

Ortada bir sorun var. Demokrasiden bahsediyorsak askerliğe gitmek isteyip istememek konusunda da insanların özgür bırakılması gerekmiyor mu? Askerlik yerine sosyal sorumluluk çalışması yapsak mesela? Artık kimse topla tüfekle savaş kazanmıyor. Uydular, lazerler gelişti sanki. Ekonomik güç de en az askeri güç kadar ülkeler için önemli bir duruma geldi.

Belirli bir yaşa gelmiş, belli bir eğitim almış insanı bir süreliğine hayattan soyutlayıp ülkene yardım et diye eline silah tutuşturmak demokrasi ise ben bir daha düşünebilirim demokrasinin doğruluğunu. Tabi bu konu demokrasi içinde ele alınmak zorunda da değil. Bu biraz kişisel özgürlük gibi.

Askerlik çok önemli bir meslek. Evet bir meslek. Her profesyonel meslek gibi askerliğin de profesyonel olması lazım. Askeriyenin zorunlu askerlik ile ucuz iş gücü kazandığını söyleyenler de var.

Hepimiz ülkemizi çok seviyorum, bugün bir savaş çıksa ülkesini savunmayacak bir kişi olabilir mi? Hemen her bireyin az biraz temel askeri eğitim almasında bir problem yok hatta çok da doğru. Mesela bunu her yıl bir haftasonunu bir eğitim kampında gerekli eğitimi alarak geçirsek daha mantıklı olmaz mı? Yurtdışında örnekleri de var. Ben askerliğimi yaptıktan 20 sene sonra savaş çıksa ben nasıl hatırlayacağım 20 sene önceki eğitimimi? Bu da bir sorun.

Türkiye'deki askerlik sistemi ile ilgili 5 sene içerisinde büyük adımların atılacağını düşünüyorum. PKK terörünün elimizi kolumuzu bağladığı bir gerçek. Ülkede bir terör sorunu olmasa askerlik bu kadar büyük bir problem de olmazdı diye düşünüyorum. Herşeye rağmen insanın güçlü bir orduya sahip olduğunu bilmesi, kendini güvende hissetmesini sağlıyor bu da yadsınamaz bir gerçek.

21 Nisan 2010 Çarşamba

Apple Yeni iPhone'u Bile Bile Mi Çaldırdı?

Son günlerde teknoloji dünyası bir barda unutulan yeni iPhone ile yatıp kalkıyor. Apple'da çalışan bir yazılım mühendisinin barda unuttuğu iddia edilen telefon gündeme bomba gibi düştü. Gerçek mi değil mi tartışması tüm internet sitelerinde tartışmaya açıldı. Bu kadarı bile bu unutma hadisesinin Apple için büyük bir reklam oldu.

Belki de o telefonu kasıtlı unutup, kasıtlı bir biçimde ortaya çıkmasını istediler. Ortaya çıkan durum tam bir viral patlaması. Apple ürünün lansmanını yapsa anca bu kadar etki bırakabilirdi. Apple'ın genel olarak çok kullandığı bir teknik bu. Ürün hakkında dedikodular yayıp, ürünün herkesin gözündeki değerini yükseltmek.

Bana kalırsa bu yeni iPhone kaybetme olayı pek inandırıcı değil ama aletin gerçek olma ihtimali kuvvetle muhtemel. İstem dışı ya da bilerek, iPhone daha piyasaya çıkmadan ortalığı toz duman etti.

15 Nisan 2010 Perşembe

Bu Ülkenin Resmi Dili Turkish'tir

Gün geçtikçe Türkçe'nin yok olduğunu görüyorum. Anlık mesajlaşma programlarının yaygınlaşmış olması,  cep telefonundan kısa mesaj çekmenin yemek, içmek, yürümek kadar sıradan bir duruma gelmiş olması bu yok oluşu tetikleyen etkenler arasında yer alıyor.

Aslında dilimizi kaybedeceğimiz çok belliydi. Nasıl mı belliydi? Gelin hep beraber bir yürüyüşe çıkalım. Önce giyinmekle başlayalım. Üstümüzde ismi Türkçe olan bir firmanın ürünü var mı? Spor ayakkabısı Türk markası olan var mı? Hadi diyelim marka Türk, peki ürünün adı? Montumuz, pantalonumuz, gözlüğümüz herşeyimiz yabancı isimli. Kapıyı açınca bir bakıyoruz kapımızın önüne atılmış bir sürü reklam afişi. Hiçbirinin isminin Türkçe olmadığı farklı farklı markaları göre göre yola devam ediyoruz.Yürürken sağımıza solumuza bakalım dükkan isimleri nasıl acaba. Ben en son gördüğümden örnek vermek istiyorum; erkek berberi "Trash".

Haydi yemek yemeye gidelim ne dersiniz? Anında servis restoranlara göz atıyoruz. Anında servis? Pardon, fast food demek istemiştim. Lokantaların %70'i yabancı kökenli. Hatta yabancı demeye gerek yok, çoğu batı kökenli.

Fazla uzatmak istemiyorum. Dilimizi kaybetmek sırf bize ait bir durum değil. Dünya küçülüyor, milletler, ulus devletler ayakta durmak için kullandıkları temel değerlerini kaybediyor. Dilleri, dinleri, örf-adetleri, yemek kültürleri yok olmayla karşı karşıya. Dünya düzeninin istediği de tam olarak bu aslında. Tek dünya, tek devlet, tek halk... Herkes aynı şeyi yesin, herkes aynı şeyi giysin, herkes aynı şekilde düşünsün. Bilimkurgu filmlerinin bir bölümünde gelecekle ilgili en çok dikkat edilen noktalardan biri herkesin benzer kıyafetler giymesidir. Sizce bu sadece bir tahmin mi? Hiç sanmıyorum.

Konuya girişi dilden yaptım ama sonuçta bağladığım yer çok daha farklı. Biraz düşünmeye zorlayalım kendimizi...

Bir çoban ve bir sürü dolusu koyun. İşte dünyayı yönettiğini sanan insanların asıl istediği dünya bu. Ne güzel di mi?

7 Nisan 2010 Çarşamba

Hayattaki Büyük Hatalar

Muhtemelen bir altın gününden çıkmış iki yaşlı teyzenin bütün otobüs yolculuğu boyunca durmaksızın konuşmasına tahammül edemeyip tepki göstermek ve o durmaksızın konuşmanın direk size yönelmesini sağlamak... Kaptan orta kapıyı açar mısın kendini otobüsten dışarı atacak var...

6 Nisan 2010 Salı

Hayattaki Büyük Hatalar

Uyuyan bir köpeği sevip mıncıklamaya çalışmak...  Isırmasın?

3 Nisan 2010 Cumartesi

Hayattaki Büyük Hatalar

Dallarında kuş dolu bir meşe ağacının altındaki bankı boş görüp hemen oturmak. Neden burası boş diye hiç düşünmemek.

Düşünsel - Bazı İnsanlar Köklerinden Kötülükle Doğar

Bazı insanlar bizi çıldırtır, "bunu bana nasıl yapar" deriz. Davranışlarına anlam veremeyiz. Yaptıkları hareketler etraflarındaki insanları öyle kırar ki yaptıkları tahribattan haberdar bile değildirler. Bu tarz insanlardan uzak durmamız gerekiyor çünkü etraflarına yaydıkları negatif enerji sizi bir karadelik gibi içine çeker. Kendinizi kötülüğün kollarında ızdırap çekerken bile bulabilirsiniz. Biraz ileri mi gittim? Hiç de bile.

Kötü insanlar size mutsuzluk verir, sizi gerer ve rahatsız eder. Kendinizi huzurlu hissetmezsiniz onların yanında. Sorunlarınız çok büyük görünür gözünüze, dertleriniz üstesinden gelinemez görünür. Kırılırsınız, yıpranırsınız. Etrafınızdaki insanlar sizin hayatınızı isteseniz de istemeseniz de etkiler. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim atasözü boşuna söylenmemiştir.

26 Mart 2010 Cuma

Hayattaki Büyük Hatalar

Otobüse binen yaşlıya yer vermeyip bütün yol tepende "Şimdiki gençler çok fena, bizim zamanımızda böyle miydi? Yaşlı biri binince herkes ayağa kalkar yer vermek için çırpınırdı" laflarını dinlemek. 2 durak kaldı sabret az daha...

24 Mart 2010 Çarşamba

Tıkıntı Cafe

Beşiktaş'ta öğle yemeği için Tıkıntı'daydık. Dışarıdan bakınca ilgi çekici görünmese de yemekleri son derece lezeetliydi. Burger King, KFC vs. gibi yerler yerine ilaç gibi geldi burayı öğrenmiş olmam. Portekiz Usulü Tavuk bayağı iyiydi. Diğer çeşitlerini de deneyeceğim...

16 Mart 2010 Salı

Genç Nüfus İşsizlik Oranı Açıklandı: %24

Genç nüfusun işsizlik oranı %24 olarak açıklanınca Türkiye'de yer yerinden oynadı!?+#&% Aslında hiçbirşey değişmedi. Çünkü değişebilecek pek birşey yok. Durum ortada. Üniversite mezunu arkadaşlarımla görüştüğümde çoğu iş yerinden memnun olmadığını söylüyor ve çok çalıştırıldığından şikayet ediyor. Kriz dönemlerinde işverenler az maaş çok iş prensibi ile hareket ettiklerinden, çalışanlar mutlu olmazlar.
Herkes kapağı devlete atma derdinde. KPSS, KPDS kursları ÖSS kurslarını sollayacak neredeyse. Devlette çalışanlar da zil takıp oynamıyor. Devlet kurumlarının kendi içlerindeki bürokrasi ve karmaşa, devlete kapağı atıp kendini kurtarma telaşındaki insanları yıldırıyor. Nereden bakarsanız elinizde kalacak bir durum var. Özel sektör tabiri caizse sömürüyor, devlet de bıktırıyor.


Eee bu durumda ne yapmalı?

Kriz dönemlerinde işsiz sayısı tavan yaptığı için elinizdekinin kıymetini bilin. Nerede çalışıyorsanız dört kolla sarılın. Aza tamaat edin ve diğer iş fırsatlarını kovalayın. Kendinizi geliştirin ve fark yaratmaya çalışın.

Peki ya %24?


Korkutucu bir rakam... Her dört kişiden birisi işsiz demektir bu. Üniversitede okuyan kişi sayısı da üniversite sayısına bağlı olarak her sene arttığından kalifiye işsizlik diz boyu... İş arıyorsanız bıkmadan usanmadan başvurularınızı yapın, boşta durmaktansa zamanı değerlendirmeye çalışın. Beklentilerinizi düşürün ve gerçeklerle yüzleşin; sizin durumunuzda olan çok insan var, yalnız değilsiniz...